Anayasanın ilk 4 maddesi ve 4.maddenin değiştirilmesi

10.11.2008 tarihinde Bilkent Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma ile Ankara Bilkent Otelde gerçekleştirilen, bizzat Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Röportör Osman Can ve Alman bilim adamlarından Prof. Dr. Winfried Hassemer'in katıldığı ''Anayasalardaki Değiştirilemez İlkeler'' konulu uluslararası sempozyumda yazılı ve görsel basında da ifade edildiği gibi Anayasalarda yer alan değiştirilemez ilkelerin demokratik rejime aykırı olduğu'' tartışılmıştır.

Herkesin özelikle baro mensuplarının tepki koyması gerektiğine inandığım bu çalışma ve sempozyum üzerine düşünürken Türk Hukuk Kurumu’nun 26.12.2008 tarihinde kendi binasında Sayın Yekta Güngör Özden’in yönettiği ve konuşmacı olarak eski Anayasa Mahkemesi Üyesi ve Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Aliefendioğlu, önceki Adalet Bakanı ve Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hikmet Sami Türk ve Türkiye Barolar Birliği Başkanı sayın Av. Özdemir Özok’un konuşmacı olarak katıldığı “Anayasanın Değişmez maddeleri” isimli paneline halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi l. sınıf öğrencisi kızım Gökçe Zeybekoğlu ile birlikte katıldım.

Bu toplantıdan edindiklerim ve daha sonra yaptığım araştırmalar, öğrendiklerim ve daha önce bildiklerim bende de yazma istediği uyandırdı.

Hele Antalya Barosu önceki Başkanı Sayın Gürkut ACAR’IN 29.12.2008 tarihli ‘Antalya Barosu Nereye’ başlıklı yazısı beni daha çok yazmaya ve araştırmaya itti.

Çünkü hem demokrasinin ismini kullanıp bu gerekçe ile demokrasilerde değiştirilemez bir madde olamaz şeklindeki bir düşünce tarzı son derece tehlikelidir.

Bilindiği üzere şu anda yürürlükte olan 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 halk oylaması ile kabul edilmiştir. Genel olarak bakıldığında yürürlükteki anayasa Atatürk inkılâp ve ilkelerini vurgulayarak, Türkiye’nin laik ve demokratik bir cumhuriyet olduğunu ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri olan laikliği, sosyal eşitliği, kanun önünde eşitliği, Cumhuriyetçi yönetim biçimini ve de Cumhuriyet’in ve Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğünü güvence altına almıştır.

Anayasa’nın genel esaslar başlıklı 1. Maddesinde devletin şekli, 2. Maddesinde cumhuriyetin nitelikleri, 3. Maddesinde devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti, tartışmaya konu olan 4.maddesinde ise ilk üç maddenin değiştirilemez hükümler olduğuna ilişkin düzenleme getirilmiştir.

Buna göre l. madde gereği: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. 2.Maddede Cumhuriyetin nitelikleri başlıklı düzenlemeye göre ise, Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

3.maddeye göre, devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti başlıklı düzenleme de ise aynı şekilde aynen: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “stiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.

Son olarak ifade ettiğim gibi tartışmaya konu olan 4.maddesi ise: “Anayasa’nın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.” Şeklindedir.

Anayasanın 4.maddesi amir bir hükümdür. Madde metni açıkça anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilemez olduğunu hatta değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini ifade etmektedir.

Benzer şekilde Anayasanın 27.maddesi ile bir başka sınırlama getirilmiştir. Madde metnini aynen yazmak gerekirse: “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.” Denilmiştir

Bilkent Üniversitesinde bilimsel toplantı adı altında yapılan bu sempozyum açıkça Anayasa’nın 27.maddesine aykırıdır. Maalesef bu toplantıya Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ve Röportör Osman Can birlikte katılmışlardır.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi Başkanı hukukçu bir başkan değildir. Sayın Başkan Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi bitirmiş ve 1990 yılında rahmetli Turgut ÖZAL’ın tavsiyesiyle Anayasa mahkemesi üyeliğine seçilmiş, daha sonra da Başkan Vekili ve Başkan seçilmiştir. Türkiye’nin en önemli kurumlarından Anayasa Mahkemesinin Başkanının hukuk bilgisi Hukuk Fakültesi mezunu olmadığı için tartışmalıdır. Hukuk Fakültesi Mezunu olmayan, muhasebe bilen birinin başkanlık yapmış olması elbette hiç kimsenin özellikle de hukukçuların içine sinen bir durum değildir.

Bu anlamda Başkan’ın bu toplantıya katılıp Anayasa’nın 4.maddesinin değiştirilebileceğine ilişkin beyanda bulunması ve açıkça 27. maddeye aykırı eylemlerine karşı aydınların tepki koyması, Sayın Gürkut ACAR’ın 29.12.2008 tarihli yazısındaki tepkisi son derece doğru ve yerindedir.

Zira Sayın Yekta Güngör Özden’in dediği gibi hukuk bilimine vakıf, ülkedeki gelişmeleri yakından takip eden topluma yol gösteren aydınların varlığı ve tepkileri artmalıdır. Zaten aydın tanımında da ifade edildiği gibi: Aydın, kısaca devrinin tanığıdır. Bu tanımda kendinden önceki ilimlere vakıf, çağındaki gelişmeleri takip edebilen, topluma yol gösteren cesur, atılgan, dürüst ve adil olan, haksızlık ve yanlış düzene karşı başkaldırabilen insan olgusu yatmaktadır.

Yaptığım araştırmada ve katıldığım toplantı neticesinde elde ettiğim bilgilere göre demokrasinin uygulandığı başka ülkelerin anayasalarında da aynı mahiyette temel bazı hükümlerin değiştirilemeyeceğini ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin:

  • Almanya Anayasasının 179 Maddesi
  • İtalya Anayasasının 139. Maddesi
  • Portekiz Anayasasının 15 .Maddesi
  • Norveç Anayasasının 132. Maddesi
  • Yunanistan Anayasanın 130. Maddesi
  • Romanya Anayasasının 158. Maddesi
  • Ukrayna Anayasasının 157. Maddesi gibi….

Görüldüğü üzere Anayasasının değiştirilemez hükmünü içeren maddelere sadece T.C Anayasasında var olmayıp diğer birçok ülkenin anayasasında da vardır.

Buradaki değiştirilemez şeklindeki düzenlemeyi elbette 1982 anayasasının ilk 3 maddesi ile sınırlandırmak gerekir. Yoksa Anayasa’nın diğer maddeleri toplumun ihtiyaçlarına göre ve Anayasayı yapan “Kurucu iktidarın” felsefesine ve özüne uygun bir şekilde değiştirilebilmelidir.

Nitekim Ülkemiz açısından ilk Anayasa olarak kabul edilen, 1876’da yürürlüğe giren Kanuni Esasi Osmanlı Devleti`nin anayasasıdır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra, 1909'da bu anayasada değişiklikler yapılarak Anayasa yenilenmiştir. Güncel olması bakımından maalesef mevcut siyasi iktidar yaptığımız araştırmaya göre 1982 anayasanın bazı hükümlerini 15 kez değiştirmiştir.

Anayasaları, özellikle ülkemizde bu kadar çok değiştirmeye çalışmak çok doğru değildir. Kıyaslamak gerekirse, Örneğin 1788 tarihli A.B.D Anayasası halen en eski anayasa olup bu güne kadar en çok 26 kez maddeleri kısmi değiştirilmiştir.

Bizde ise 1876 dan dan beri 5 tane ayrı Anayasa değişmiştir.

Bildiğiniz üzere anayasalar genellikle bir ihtilal neticesinde ‘kurucu iktidarlar’ tarafından yapılır. Daha sonraki iktidarlar ve yönetimler kurulu iktidar kapsamında olup kurucu iktidarın kurucu iradesini ve fikirlerini benimsemek ve devam ettirmek mecburiyetindedirler. Günümüzde ise Kurulu iktidarlar kendilerini kurucu iktidar gibi değerlendirip halen ülkemizde yaşanan anayasal değişiklik kargaşasını ve kavram karışıklığını tartışmalarını yaşatmaktadırlar.

İstikrar bulmuş anayasalar ise aynen kuruluştaki kurucu iktidarın ve kurucunun felsefesini devam ettirmişlerdir. Cumhuriyet anayasaları Türkiye Cumhuriyeti’nin ’asıl kurucu iktidarı’ olan İstiklal Harbi ve bu harbi sürdüren Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yapılmıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarında anayasayı yapan ’tali kurucu iktidarlar’ anayasaları baştan aşağıya değiştirirken, ’asıl kurucu iktidarın yaptığı düzenlemeye sadık kalmışlardır. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin 1921,1924, 1961,1982 anayasaları bu anlamda birbirini tamamlayan ve birbirini takip eden anayasalardır.

Bu ruhun oluşturduğu anayasası değiştirmek veya tartışmak, İstiklal Harbi’nin sonuçlarına, İstiklal Harbi sonucunda oluşan Türk devletinin ve Türk milletinin hukukuna açıkça tecavüz niteliği taşır.

Bu açıklamalardan sonra eleştirmek ve tepki koymak ve daha ileriye giderek ifade etmek gerekirse Anayasa Mahkemesi Başkanı hukukçu olmadığından orayı hak etmediği gibi Anayasası korumakla uygulamakla görevli başkan olarak orada durmayı da hak etmemektedir. Çünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı Anayasayı en çok koruması gereken kişidir. Cumhuriyet anayasasını yapan kurucu unsurların görüşlerini benimsemiş bir Başkanın Kurumu temsil etmesi tartışmasızdır. Bu anlamda temsil zafiyeti de yaşanmaktadır.

Diğer taraftan aynı sempozyuma katılan Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman CAN’ın ismi ise son zamanlarda sürekli geçmektedir. Halen Anayasa Mahkemesinde 23’ e yakın röportör bulunmaktadır. Ama nedense en son türban davasında da olduğu ve herkesin bildiği hep Osman Can’ın ismi geçmekte ve davalarda hep röportör olarak Osman CAN görevlendirilmektedir. Gerçekten şu sorunun sorulması zamanı gelmiştir. ‘Mahkemede başka röportör yok mudur?

Gerek Haşim KILIÇ gerekse Osman CAN Kurulu iktidar ile yakın temas halindedirler.

Anayasamızın değişmez ilkelerini içine sindirmiş kişiler olmadıkları ortadadır.

Sayın birlik Başkanımız Özdemir Özok’un dediği gibi, ülkemizde enerjinin kaynaklarının gittikçe yok olduğu, kamuda liyakatsizliğin had safhaya ulaştığı, çevrenin acımasızca yok edildiği, insanların yoksulluk sınırına dayandığı, işsizlik oranlarının her geçen gün arttığı gibi önemli sorunlar varken Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatıyla Haşim Kılıç’ın ve raportör sıfatıyla Osman Can’ın Anayasanın Değişmez Maddelerini değiştirmeye kalkması tartışması kelimenin tam anlamıyla “abes ile iştigaldir.”

Son gelişmeler ve özelikle verilen demeçler hep birlikte değerlendirildiğinde Türk Yargısına, topluma telafisi güç sıkıntılar yaratılmaktadır. Aynı zamanda yalnız yargı değil diğer bütün kurum ve kuruluşlar aynı sıkıntıyı çekmek zorunda kalmaktadırlar. Çünkü değiştirilmesi tartışılan ilk 3 madde sadece rejim değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını tanımlayan maddelerdir.

Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyelerinin görevi Cumhuriyetin bu temel niteliklerini korumak ve değerleri sadakatle savunmaktır.

Bu aynı zamanda Bu dönemde aydın olduğunu söyleyen herkesin görevidir.

Baroların kuruluş ve niteliklerini açıklayan Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesinde de ifade edilen: Barolar;…………., hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, …………maddesi ile, Yönetim kurulunun görevlerini ifade eden 95.maddesindeki 21.bendin açıklaması gibi ……….. Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak, …şeklindeki görevler bunlara benzer olaylarda gerçekleştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki barolar birer baskı guruplarıdır. Topluma karşı da görevleri vardır. Topluma yön vermek zorundadır. Toplumsal sorumlulukları vardır.

Antalya barosu olarak Anayasa Maddelerinin değiştirilmesini tartışanlara baskı kurmalıyız. Aksi halde hukukun ve anayasanın üstünlüğü ’nü nasıl savunuruz. Nasıl topluma yön veririz? Nasıl görevimizi yaptık deriz? Anayasanın değiştirilemez maddelerini gerek 76.madde gerekse 95.maddede ifade edildiği gibi nasıl koruruz?

Bu anlamda Gürkut Acar’a hak veriyorum. Yoksa elbette siyasi olarak bir tavır alınması görüşünde değilim.

Bu sorumluluğu bu yazıyı okuyanların yüreğinde hissettiği heyecanı içerisinde, herkesin yeni yılda sağlıklı, huzurlu ve mutlu olmasını dilerim.

31.12.2008

Av. Erol Zeybekoğlu